özgür düşünce platformu

özgür düşüncelerin konuştuğu & tabuların yıkıldığı platforum
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Emek-Ücret Dengesizliği Sorunu

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ehli tevhid
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 115
Yaş : 28
Nerden : konya
Kişisel mesaj : Direnişlerle Gelir Özgürlüğüm
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: Emek-Ücret Dengesizliği Sorunu   Ptsi Mayıs 26, 2008 2:11 pm

Emek-Ücret Dengesizliği Sorunu
İslam'a göre emek yada çalışma , mülk edinmenin ve serveti artırmanın tek yoludur. Bu itibarla emek, iktisadi ve sosyal değerlerin de esasıdır.
İslam, hem çalışmayı kutsal kabul eder, hem de çalışan eli şerefli ve mübarek olarak görür. Nitekim Hz. Peygamber (s.a), çalışmaktan oşişmiş el hakkında " İşte Allah'ın ve Resûlü'nün sevdiği el, bu eldir2 buyurmuştur. Hz. Peygamber başka hadislerinde de çalışan kişinin ne kadar değerli olduğunu belirtmiştir:
"Çalışması nedeniyle yorgun olarak akşamlayan kişi, affa mazhar olarak akşamlamıştır."
"Allah Teâla sanat sahibi olup çalışan kulunu sever."
" Hiç kimse kendi elinin emeğiyle elde ettiğinde daha hayırlısını yememiştir.
Bazı fakihler karın yarısının işçiye verilmesi gerektiğini söylerler. Ayrıca islam, gerektiğinde devlete, işçilerin haklarını koruyacak yeni yasalar çıkarma yetkisi tanır. Nitekim kadı da gerektiğinde umumi prensiplere dayanarak yeni önlemler alma yetkisine sahiptir. Yine İslam hukukunda bulunan Mesalih-i Mürsele ile Sedd'uz-Zerâi prensipleri, devlete bu alanda yasa çıkarma hakkını tanıyan iki temel prensiptir. Bu iki prensipten hareketle şartlar dikkate alınarak ve adaletten ayrılmayarak işçilerin problemlerine çözüm getirebilir.
Mesalih-i Mürsele: Menfaatin temini yahut zararın bertaraf edilmesidir.
Sedd'uz-Zerâi : Zarara yol açan vesile ve sebeplere mani olmak demektir.
İşte bu geniş hareket sahasında ve oldukça engin bir özgürlük içerisinde, doğabilecek hertürlü yeni durumu ve krşılaşılacak her türlü sıkıntıyı, İslam'ın prensipleri ve sosyal adalet ışığında bertaraf etmek imkan dahilindedir. Çünkü İslam'ın prensipleri , servetin belirli birtakım ellerde toplanarak sınırlı bir alanda dönüp durmasını, bir tarafta fakirlik, diğer tarafta lüks ve şatafat meydana getirmesini haram etmiştir.
İslam'ın iktisadi alandaki temel prensbi, servetin muayyen bir zenginler grubunun tekelinde olmamasıdır.
" Ta ki (o mallar), içinizden yanlız zenginler arasında dolaşan bir servet olmasın." (Haşr suresi / 7 )
Ücret hususunda böyle sonuç doğuran heryasa bozuk ve İslam'a aykırıdır. İşte bu prensip ve daha önce sözü edilen genel prensipler ışığında işçi ücretleriyle ilgili tatmin edici yasalar çıkarılabilir. Çalışma saatlerinin düzenlenmesi de ' İslam'da ne zarara uğratılma nede zarar verme yoktur' prensibine dayanarak halledilir. İşçinin sağlığını bozan, istirahat hakkı tanımayan, halihazırdaki ve gelecekteki huzurunu sağlayamayan her sistem bozuk ve iğrençtir. islam, böyle bir sistemi içinde çalışmayı hoşgörmez ve kabul etmez. Devletin görevi, bu prensipleri dikkate alarak onların ışığında yasalar çıkarmaktadır.
Çalışma şartları hiç durmadan değişip durmaktadır. Çalışma şartları hiçbir zaman aynı hâl üzerinde kalmaz. İşte bu nedenle İslam, çalışma hususunda bazı umumi prensipler getirmekle beraber, bu meseleyi kanunlarla sınırlayıp dondurmamıştır. İslam, bu hususta değişen hayat koşullarını, insanlığın edindiği yeni tecrübeleri gözönünde bulundurmayı ve kamu yararını dikkate almayı temel prensip kabul eder. Bu sayede İslam, hakiki manasından uzaklaştırılmamış, ruhu ve prensipleri zedelenmemiş olur.
Burada ferdi mülkiyetle ilgili olan ihtikâr meselesinin de açıklanmasıdagerekir. Çünkü iş, ücret ve mülkiyetle çok yakından ilgilidir, zira ihtikâr, genellikle iş sahiplerinin ve parababalarının piyasaya el koymaları nedeniyle işçilerin, patronların tahakkümü altına girmelerini sağlamaktadır. ihtikârı meslek edinen patronların ve şirketlerin emri altında çalışan işçilerin hali, derebeylik dönemindeki zulumlere katlanmaktan hiçde farklı değildir. Ancak bir fark vardır ki o da derebeylik toprakta, ihtikâr ise sınıflar arasında vurgunculuk yapmaktır.
İslam hem devlet dairelerinde, hem de umumi hizmetlerde hertürlü imtiyazın karşısındadır. Tabii ki bu imtiyazlar aracılığıyla muayyen bir kesimin, malları stok ederek halkı soymasınıda yasaklar.
Bugün kurumları millileştirme denen şey de islam'ın temel ilkelerinden bir tanesidir. Ülkemizde birçok alanda olduğu gibi şeker, yağ ve alkol sektöründe de ihtikâr alabildiğine yaygınlaşmıştır. Kanal şirketi, elektirik ve sular telekom idaresi gibi kurumlarada çeşitli imtiyazlar tanınmıştır. İslam bunların hiçbirini kabul etmez.Çünkü bu imtiyazlar birtakım sakıncaları da beraberinde getirmektedir:
1. Bu imtiyazlar hem fiyatlara, hem de işçiye tahakküm edilmesine neden olmaktadır.
2. Bu imtiyazlar sayesinde yanlızca muayyen bir zümrenin serveti kabarmaktadır.
3. Bu imtiyazlar genellikle üretimin azalmasına, hatta durmasıa, hizmetlerin aksamasına neden olmaktadır.
İşte bu bakımdan kamu hizmetinde olan kurumların millete ait olması gelirlerinin şahısların cebine değil, devletin kasasına gitmesi gerekir. İşte İslam budur!
( İslam-Kapitazlim Çatışması Seyyid Kutub s. 59-62)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://miger.homegoo.com
 
Emek-Ücret Dengesizliği Sorunu
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» HİCRET NEDİR?

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
özgür düşünce platformu :: İslam Üzerine :: İslam Hukuku ve Sosyal Adalet-
Buraya geçin: