özgür düşünce platformu

özgür düşüncelerin konuştuğu & tabuların yıkıldığı platforum
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 TC'nin nakşibendilik politikası

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ehli tevhid
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 115
Yaş : 28
Nerden : konya
Kişisel mesaj : Direnişlerle Gelir Özgürlüğüm
Kayıt tarihi : 12/04/08

MesajKonu: TC'nin nakşibendilik politikası   Paz Nis. 13, 2008 1:00 pm

TC'de din devlet ilişkilerini, dinin devlet gözetiminde ve devlet çıkarları için kullanılması politikasını, gözler önüne seren bir okuma parçası. İyi okumalar...

Bölge halkımızın dinsel inanışlarını şekillendiren kaynakların başında hiç kuşkusuz Nakşibendî Tarikatı gelmektedir. Çocukluk yıllarımda yeni yetişen Nakşibendî şeyhlerinin hepsi de popüler idiler. Her birinin etrafında kalabalık cemaatler oluşmuştu. Bu durum o günkü Demokrat Parti’nin güttüğü politikaların sonuçlarından biriydi. Bu parti, o zamanlar özellikle Nakşibendî Tarikatını kullanarak hem İslâm’ı dejenere etmeyi, hem de onlar sayesinde elde ettiği iktidarı güçlendirmeyi başardı.

Menderes döneminde bu tarikat büyük bir yaygınlık kazandı. Tabiatıyla Başbakan, olaya daha çok siyasi açıdan bakıyordu. Onun amacı, rejimin başına belâ olabilecek odakları hem kullanmak, hem de onların rejim aleyhindeki etkilerini mümkün olduğunca azaltmak, özellikle Nakşibendî cemaatlerini, resmi ideolojinin ordusu haline getirmekti.

Nakşibendiliğe karşı Türkiye’de mücadele etmek kolay değildir. Esasen siyasal yapı da bunu istememektedir. Çünkü bugün Türkiye’de Nakşibendilik uğruna İslâm’dan vazgeçmeyi bile göze alabilmiş milyonlarca insan yaşamaktadır! Dolayısıyla Nakşibendiliğin, bırakın kökünü kazımak, onun etkilerini azaltmak, muhitini daraltmak bile son derece zordur. Bu nedenle iktidarlar, laikçi düzeni ayakta tutabilmek için bir denge unsuru olarak bu topluluğa gerektiğinde özel aşılar yapmak suretiyle, aşırı uçlarını yontarak onu kullanabilecekleri kıvama getirmeye çalışmış ve bunu her defasında başarabilmişlerdir. Günümüzde istihbarat örgütü bünyesinde «bu görevi» yerine getiren uzmanlar ve ekipler mevcuttur. Örneğin Sakarya’da ünlenmiş bir Nakşibendi şeyhi bunların başında gelmektedir. Ayrıca elli yıla yakın bir süredir Doğu’lu bir aile olan Arvasiler’in ünü rejim tarafından kullanılmaktadır.

Tekrar edelim ki Menderes, tarikatçılıkla ve bilhassa Nakşibendilikle savaşmak yerine onu değerlendirmek ve Nakşibendi şeyhlerinden yararlanmak istiyordu. Aynı zamanda Nurcular da Onun döneminde organize olma imkânına kavuşmuş ve bu sayede günümüzde adetâ devlet içinde devlet olmuşlardır. Bu sırf bir iddia değil, kesin bir gerçektir. Çünkü zaten Menderes’in kendisi büyük ölçüde tarikatçıların oylarıyla güçlü bir iktidar kurabilmişti. Bu nedenle bindiği dalı kesemezdi. Nitekim bu cemaatler, eskiden beri Türkiye’de büyük bir oy potansiyeline sahiptirler. Onun içindir ki bu geniş ve güçlü kamp iktidar taliplerinin her zaman ağzını sulandırmıştır. Ve yine bunun içindir ki her dönemde «irtica ile mücadele» edilirken Nakşibendiler bu konuda belirlenen hedeflerin daima dışında bırakılmışlar, bundan sonra da bırakılacaklardır!

Adnan Menderes, bu cemaati sadece kontrol altına almak istiyor, bunun için bir çare düşünüyordu. Nitekim çok geçmeden o çareyi buldu. Bu sistem sayesinde Nakşibendiler bugün rejimin güçlü sigortası haline gelmişlerdir. Bunun en büyük nedeni ise Türkiye’de İslâm’ın altını oyan çeşitli akımların başında bu tarikatın geliyor olmasıdır.!

Nakşilik, Ortadoğu’da çok eski olmayan mistik bir akımdır. 1811 yılından sonra Osmanlı toplumu arasında hızla yayılmış ve etkisini yalnızca Kürtler ve Türkler arasında günümüze kadar sürdürmüştür. Hiç kuşku yok ki Nakşibendi Tarikatı, kaynağını Hinduizm’den alan, İslâm’dan bağımsız bir dindir. İlginç ve hileli bir yol izleyen yüzyıllar önceki Nakşibendi şeyhleri, İslâm’a ait argümanları kullanarak insanların gözünü kulağını alıştıra alıştıra bu tarikatı, İslâm’ın bir terbiye okulu şeklinde lanse etmeyi, onu eğitimsiz kalabalıklar arasında yaymayı başarabilmişlerdir. Dolayısıyla hiç çekinmeden diyebiliriz ki Nakşibendi Tarikatı, İslâm’ın karşısındaki tehlikelerin hemen hemen en büyüğüdür!

1940’lardan sonra, bir Albayın çok iyi organize ettiği Işıkçılar Örgütü tarafından bu tarikat, Türk milliyetçiliğini güçlendirmede önemli bir dinsel araç haline getirilince siyasi çevreler hemen uyandılar ve tarikat odaklarına karşı o güne kadar izledikleri politikaları yeniden gözden geçirdiler. Menderes bu yolda daha ileri bir adım atarak bu tarikatın üzerindeki baskıyı tamamen kaldırdığı gibi onu Bitlis Civarında yaşayan bir mollanın etrafında teşkilatlandırdı. Son yıllarda Kürt Gerilla Hareketi’nin bu tarikata karşı girişebileceği herhangi bir saldırıdan onu uzak tutmak için siyasi iktidarlar, cemaatin merkez üssünü Adıyaman civarındaki Menzil köyüne naklettirdiler. İstihbaratın denetimi altında bir albay emeklisinin örgütlediği astsubaylardan oluşturulmuş özel bir ekip de bu üssü gece gündüz titizlikle korumaktadır!

Kürtlerin büyük çoğunluğu, yakın geçmişe kadar eğitimden yoksun idiler. Onun için hem seküler, hem de mistik yaşam konusunda kendilerine yarar ya da zarar verebilecek düşünce akımlarını pek fark edemezlerdi. Bu nedenledir ki onları İslâm’dan koparan Nakşibendi Tarikatı’nın tehlikeli pençesine 150 yıl kadar önce düşmüş ve günümüze kadar böyle kalmışlardır. Kuşku yok ki eğer Kürtler Nakşibendi Tarikatı’nın, sırf Türklere özgü bir din olarak 1350’lerde Orta Asya’da yapılandırıldığını bilselerdi bu tarikattan uzak dururlardı. Ama bunu sezebilecek kadar hiçbir zaman aydınlanamamışlardır!

Ferit Aydin, Kaderin Sahnesinde Kendimi Oynadim,37-38
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://miger.homegoo.com
 
TC'nin nakşibendilik politikası
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
özgür düşünce platformu :: Tarih :: Yakın Tarih-
Buraya geçin: