özgür düşünce platformu

özgür düşüncelerin konuştuğu & tabuların yıkıldığı platforum
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Kadınlar Günü ve İslamda Kadın Tasavvuru Üzerine...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
spartacus
Yeni üye
Yeni üye
avatar

Mesaj Sayısı : 42
Nerden : özgürlüğe açılan yelkenden.
Kişisel mesaj : zulmü teşhir eder şu kelepçeler..
Kayıt tarihi : 16/04/08

MesajKonu: Kadınlar Günü ve İslamda Kadın Tasavvuru Üzerine...   Salı Haz. 10, 2008 5:23 pm

Aşağıdaki yazılar, Mustafa İslamoğlu'nun çeşitli zamanlarda ve yerlerde yazdığı yazılarından derlenmiştir. ( mavikalemler.net)

I.

Kadın üzerinden İslam'ı vurmaya kalkışmak

8 Mart Kadınlar Günü, kadına verilmiş bir rüşvettir. Mütecavizin, tecavüz mağduresine taktığı takı (!) hükmündedir. Vahşi kapitalizm kadını önce sömürmüş ve metalaştırmış, sonra da sus payı vermiştir. Delil isteyen, 8 Mart 1857de New York'ta ne olmuş ona baksın.

Kadına gün ihdas ederek "cinsiyetçilik" yapan mantık, kadını peşinen "Dünyanın Kandıralısı" ilan etmiştir. Anlayacağınız, "Bölük dur! Kandıralı, sen de dur!" hesabı. Kadına karşı en büyük ayrımcılık, kadını insan türü içinden çekip çıkararak ayrı bir kategori gibi sunan modern yaklaşımdır. Bu zevkperestliğe ve değersizleşmeye dayalı modernizmin, kadını "şehvet nesnesi" haline getirme sürecinin bir parçasıdır.

Tesettürlü Müslüman kadına "kamusal alan" işkencesi yapan akıl, kadını "kamu malına" dönüştürmeye çalışan aklın ta kendisidir. Bu akıl, İslam'ı kadın üzerinden vurma çabasındadır. Bu şeytani bir hokus-pokustur.

Oysaki Kur'an, "cinsiyet" değil "insiyet" (insanlık) merkezli bir dil kullanır. Karşılıklı hak ve sorumlulukları hatırlatır: "Erkeğin kadın üzerinde hakları olduğu gibi, kadının da erkek üzerinde hakları vardır" der. İyi davranışlara verilecek ödüllerin zikredildiği bir ayette "Kadın olsun erkek olsun, fark etmez" denilir ve eklenir: "Siz birbirinizdensiniz". Ba'dukum min ba'd şeklindeki bu kalıp ifade, "ancak bir araya gelince bir bütün oluşturan iki yarımın, birinin diğerine kategorik üstünlüğünü reddeden" bir ifadedir.

Kur'an'da kadının kavramsal çerçevesi de, yukarıdaki genel hükümleri tasdik eder.

Kur'an kadını nisa' olarak anar. İbn Abbas'a göre bu kök "insan" kelimesinin üretildiği köktür. Yani kadın "insan türünün temelidir". Yine mer'e olarak anar. "Kişi", "kişioğlu", "insanoğlu" anlamına gelen mer' köküne nisbet edilir. "Zevc" olarak anar. Bu kelime kadını da erkeği de ifade eder. Büyük lügatler, bu kelimeye örnek olarak zevcâ na'lin cümlesini kullanırlar: "Bir çift ayakkabının teki". Bu örnek cümle sağ teki veya sol teki değil, her ikisini de ayrı ayrı ifade eder.

Erkek ve kadının ontolojik üstünlük iddialarına verilmiş bir cevap gibidir bu etimoloji. Bu cevabı biz şöyle de okuyabiliriz: Ey "Erkek mi üstün, kadın mı?" gibi boş işlerle oyalanan şaşkın! Erkekle kadın bir çift ayakkabıya benzer. Eştir, hatta eşittir, ama asla "aynı" değildir. İsteyen, ayağındaki kundurayı ters giysin. O zaman anlar abes iş işlediğini. "Nasılsa aynıdır" diye kundurasının sağını sola solunu sağa giyen, hem ayakkabıya hem ayağa zulmetmiş olur.

Kur'an'ın savaş mağdurlarının mağduriyetini gidermek için özel şartlarda izin verdiği, hatta teşvik ettiği "çok evlilik", libidonun kulu olmuş şehvetperestlerin anladığından çok farklı bir hakikate sahiptir. Zinayı hayat tarzı haline getirmiş bir kafa ile bu hakikat anlaşılamaz.

Hakeza, cahil cühelanın elinde İslam'ın pak alnına çalınacak bir kara olarak görülen kadının mirası bahsi de öyle. Cahiliyye dönemi standartlarına göre kadın mirastan hiç pay alamazdı. Muhammedi davet (İslam'ın tarihi insanlıkla yaşıt olduğu ve İslam Hz. Muhammed ile başlamadığı için bu tabiri kullanıyorum) öncesinde, babanın malı büyük oğula kalır, o yoksa amcalar arasında paylaştırılırdı.

Kur'an vahyi ilk defa kadına mirastan pay ayırdı. Bu, erkeğe ayrılan payın yarısı idi (4:11). Bu yarım pay dahi, henüz vahyi tam sindirememiş bazıları tarafından gönülsüz karşılandı. "Bizimle savaşa mı gidiyorlar ki mirastan pay alacaklar?" diyenler bile oldu. Tüm gelir kaynaklarının "savaş - ticaret - miras" gibi üç alana münhasır olduğu, bu üç alana da erkeklerin hâkim olduğu bir sosyal yapıda, bu anlaşılabilir bir durum.

Fakat "vahyin teşri yönü" açık. Sanki önceden kadına erkekle aynı oran veriliyormuş da, Kur'an bunu yarıya indirmiş gibi. Ama bu haksızlık. Kur'an hiç almayan kadına erkekten kestiği yarıyı vererek süreci başlattı. Vahyin teşri yönü dediğim bu. Şimdi soru şu: Kur'an'ın erkek ve kadın için koyduğu ½ oranı haddi mutlak mıdır, haddi mukayyet midir?

Bu sualin cevabı, bu hükmün "illete mebni bir hüküm" olup olmadığına bağlı olarak değişir. Eğer bu hüküm illete mebni değilse, oran "haddi mutlak"tır, hiçbir hal ve şartta değişmez. Eğer illete mebni hükümse, genel kural gereği illeti değişince malul/hüküm de değişir.

Allahu a'lem, bizce bu oran illete mebnidir. Zira miras hukukunda maksat "hakkın tahakkuku" ve "adaletin ifası"dır. Miras hukukunu beyan eden 4:11-12. ayetlerde mirasın "vasiyetten arta kalandan" yapılması vurgulandığı halde Allah Rasulü'nün "Artık varise vasiyet yoktur" sözünü de, Ömer b. Abdülaziz dahil bir çok müçtehidin dede yetimine varislerin iznine bakılmaksızın "zorunlu vasiyet" (el-vasiyyetu'l-vacibe) uygulamasını da, "maksada riayet" bağlamında anlamak icap eder.

Bizce hükmün illeti, aynı surenin 32. ayetindeki "iktisab" (kazanç)tır. Orada erkeğin de kadının da kazandıklarından kendilerine pay olduğu vurgulanmıştır. Dolayısıyla, kadının erkeğe nisbetle ½ olan hakkı "haddi mutlak" değil, "haddi edna"dır (en aşağı had); fakat "haddi a'la" (en yüksek had) değildir. Allah, en doğrusunu bilir.

Bunlara neden mi değindik? Kadın üzerinden İslam'ı vurmak istismardır da, ondan.

II.

"Kadının adı yok", peki ya değeri?

"Kadının Adı Yok" diyerek, kadının değerini yok eden malum zihniyete bir nazire olsun diye koydum bu başlığı.

Modernler kadını evden çıkartıp, evini yıktılar. Kadını ikna etmek için, evini ona "Bu senin zindanın" diye tanıttılar. Bu şeytani telkine aldanan modern kadın evi terk etti.

Modern kadına ev yerine önerdikleri şey ne? Sokak, cadde, süpermarket, kulüp, dernek, fabrika, daire, dükkân, ofis vesaire vesaire... Ama bunların hiç biri evin yerine geçmedi. Kadın eve düşman dışarıya hayran edildi. Fakat dışarı onu korumadı. Koruyamazdı da. Onu dışarı çağıranlar zaten korumasız kalsın, savunmasız kalsın diye çağırmıştı. Onu dışarı çağıranlar, onu metalaştırmaya can atanlardı.

Kadın onlar için süslendi, boyandı, pudralandı. Onlar için harcadı parasını, zamanını, hayatını. Onlar, içerden çıkarıp dışarının malı ettikleri her kadını yağlı ve bağımlı bir müşteri olarak alkışladılar. Nitekim öyleydi de. Kadın artık kazanmak için harcıyor, harcamak için kazanıyordu.

Önce anneliğini unuttu. Zira kendine yabancılaştı. Zaten dışarlıklı bir hayatın yoğunluğunu hiçbir kadın annelikle birlikte kaldıramazdı. O nazenin omuzlara bu ağır gelirdi. Öyle de oldu. Yıktıkları evin yerine pansiyonu koydular. Yıktılar dedimse, damını duvarını yıktıklarını kastetmedim elbet. Bu mecazen bir yıkımdı. Evin misyonunu yıktılar, tıpkı kadının kadınlık misyonunu yıktıkları gibi.

Artık evler iki kişilik pansiyondu. Baba işe anne işe çocuk kreşe; oh ne ala memleket! Siz buna ev diyebilecek misiniz? Zaten olmadı da. Önce çocuk sayısını azaltmaya ikna ettiler. Zaten evinden çıkardıkları kadın, buna mecburen ikna olmak zorundaydı. Başka türlü yapamazdı. Kendisini dışarıdan koparak her şey ayak bağıydı. Bu çocuk için de, hatta eşinden "hanımlık" bekleyen koca için de geçerliydi.

Evsizliğin merkezi olan Batılı toplumlarda kadın doğurmuyor. Geçenlerde Kıbrıs Rum yönetimi her doğum için 60 bin dolar vereceğini açıkladı. Biliyorum yine ikna edemeyecekler. Çocuğu angarya gören bir kadını doğurmaya nasıl ikna edebilirsiniz. Dahası, "kamu malı" haline getirilmek için içindeki anne öldürülmüş olan modern kadın, fıtratın haykıran sesini, taş kesilmiş kalple nasıl duysun?

Eline köpeğin zincirini tutuşturdular ve "çocuk yok, köpek olsun" dediler. Modern kadın farkına varmadan köpeği çocuğun yerine koyuverdi. Çocuğun kahrına katlanmamak için evden kaçan modern kadın köpeğin kahrına katlandı. Tıpkı bir kocanın kahrına katlanmamak için evi gözden çıkaran modern kadının, kocalık sorumluluğunun hiç birini taşımayan bir sürü sorumsuz ve iffetsiz erkeğin kahrına katlandığı gibi.

Müslüman kadını önce birinci evi olan tesettürü, sonra ikinci tesettürü olan evi koruyor. Bu Allah'ın kendi talimatına uyan kadına bahşettiği bir lütuftur.

Evet, İslami tesettür birinci evdir. Bazıları İslami tesettüre "ikinci deri" gibi bakarlar. Bu ifrattır, aşırılıktır ve fıtrata aykırıdır. Tesettür mümin kadının sosyal ilişkilerini düzenleyen bir talimattır. Karşıt cinsle ilişki kurarken dişiliğini arka plana atar ve kişiliğini ön plana çıkarır. Bunu tesettür sayesinde yapar. Muhatabına "Benimle kişiliğim üzerinden ilişki kur" mesajı vermiş olur.

Tesettüre ikinci deri gibi gören ifrat anlayış, onu Müslüman kadının yalnız olsun başkalarıyla olsun deri gibi ondan kopmaz bir parça olarak görür. Bu ilk bakışta "hassasiyet" gibi gözükse de, derinden bakınca fıtrata zıt ve zorlama olduğu anlaşılır. Fıtrata uygun olmayan her dindarlık gösterisi, mutlaka ziyana yol açar. Ya bunu uygulayanın tavır, davranış, ilişki ve anlayışında, ya da muhataplarının üzerinde.

İlk ev olan İslami tesettür, Müslüman kadınla birlikte yürür. Müslüman kadın nereye giderse gitsin, o da oraya gider. İşte bu nedenle o "ev"lidir. Tesettürü alınarak dışarı salınmış bir kadın, bu yüzden evi başına yıkılmış bir kadındır.

"İlk evi" olan tesettürünü koruyamayan, "ikinci tesettürü" olan evini koruyamaz. Başta inşa edemez ki korusun. İşte bu yüzden, hakkı ifa edilen bir tesettür mucizedir.

Dünyanın kadın açısından gittiği yöne dikkatlice bakınız. Muceza derken ne kastettiğimi o zaman anlarsınız. Yine tesettürün hürriyetin sembolü olduğu gerçeği, özgürlük adı altında metalaştırılan modern kadının içinde bulunduğu sıkıntılı duruma bakınca daha iyi anlaşılmaktadır.

Kadın rahatsız olacaksa, değersizleştirme operasyonundan rahatsız olmalıdır. Kadının adı yoksa, ona bir ad konulur. Ama ya değeri yoksa ne yapılır? Değer isim gibi "koydum" demekle konulacak bir şey değil ki.

Kadını değerinden koparanlar, ona "fiyat" biçiyorlar. Zira kendilerinde değer yok, para çok. "Parayı bastırırız, alırız" diye düşünüyor olmalılar.

Kadın, değersizleştirme operasyonuna kurban gitmemek istiyorsa, euzü besmele çeksin. Çeksin de şeytanlar ondan elini çeksin.

III.

"Kadın" konusunda iğne ve çuvaldızı kime batırmalı?

İslam, insanlığın evrensel değişmez değerlerinin öbür adıdır. İslam, sadece, şuurlu varlık olan insanın doğasıyla değil, mikro ve makrosuyla tüm kozmos'un doğasıyla da uyumludur. Küfür ve şirk, işte bu uyumu bozmanın adıdır ve 'en büyük zulüm'dür. Çünkü zulüm, bir şeyi yerinden etmektir; insan için kullanırsak, kişinin ya kendini olduğundan fazla yüceltip tanrılık taslayarak, ya da insan ve eşya karşısında kul-köle olup kendisine bahşedilen şerefi iki paralık ederek, kendisini kendi yerinden etmesidir. Modernite, bu anlamda, genelde insana, özelde kadına zulmetmiştir. Nasıl ki, insanın "insaniliğine" kasdederek onu toplum makinasının bir civatası (birey) konumuna indirgemişse, kadının da "kadınlığına" kasdederek onu "cinsel bir obje"ye indirgemiştir. Sacayaklarından birini kadını horlayan erkekmerkezli Pavlus Hıristiyanlığı'nın oluşturduğu modernizmin, kendine tabi kadınlara biçtiği rol "teşhirlik bir tüketim nesnesi" rolüdür.


"Teşhircilik" ise modern kadının çözmesi gereken en önemli ruhsal problemidir.


Kur'an, "kadınlar" anlamına gelen Nisa Suresi'nin ilk ayetinde, kadın konusuna nereden bakmamız gerektiğinin koordinatlarını verir. Buna göre "kadın/ın problemi", "insan/ın probleminden" ayrı değerlendirilemez. Onun için, Kur'an, sözkonusu ayette kadınlığın ve erkekliğin köken birliğini dile getirerek "insanlık" ortak paydasına dikkat çeker. Bununla, kadını insandan, dolayısıyla erkekten bağımsız düşünmememizi ihsas eder. Buna göre, "kadın probleminden" sözedilen her yerde, aynı zamanda "erkek probleminden" de sözedilmiş olmaktadır.


Kur'an'daki "...erkek olsun, kadın olsun; siz hepiniz birbirinizdensiniz" (3:195) literal anlamının, aslında "erkek olsun, kadın olsun; siz, hepiniz birbirinize eşitsiniz" demeye geldiği, tereddüde mahal bırakmayacak kadar açık. Buradaki "eşitlik", elbette "fonksiyon" eşitliği değil "insanlık" ve "erdem" eşitliğidir. Yani, bu eşitliği "aynılık", "tıpkılık" anlamına almak, başta kadının kendisine zulümdür. Fonksiyonları gereği erkeklerin kadınları kollamasını öngören Nisa 34. Ayetinde, buna gerekçe olarak "kimini kibinden üstün kılması" gösterilmektedir ki, bu "kadının erkekte bulunmayan kimi özelliklere sahip olması ve erkeğin de kadında bulunmayan kimi özelliklere sahip olması" anlamını taşır.


Fonksiyondan kaynaklanan bu farklılığı, Kur'an'ın çiftleri oluşturan her iki cins için de kullandığı "zevc" (eş) sözcüğü çok güzel ifade eder. Bu sözcüğün etimolojisini verirken, kadim dilbilimciler "zevcu'n-na'leyn" (ayakkabının eşi) terkibini kullanırlar. Burada her iki cinsin birbirine göre konumunu bir çift ayakkabının konumundan daha güzel hiçbir şey ifade edemez. Sol ayakkabıyla sağ ayakkabı birbirine eşittir; fakat sağı sola, solu sağa giyemezsiniz. Bu hem ayağa, hem de ayakkabıya 'zulüm' olur.


İşte bunun içindir ki Hz. Peygamber "Kadınlaşan erkeklere" ve "erkekleşen kadınlara" lanet okumuştur. Modernitenin yaptığı, işte bu lanetli iştir: Kadınları erkekleştirmek, erkekleri kadınlaştırmak. Bir şeyin doğasına yönelik her müdahale, mutlaka o şeyin "yabancılaşması"yla sonuçlanır. Aslında insanın en büyük sorunu olan "kendine yabancılaşmayı" modern kadın iki kat yaşamaktadır: hem" insanlığına", hem de "kadınlığına" yabancılaşarak.


Bu yabancılaşmayı, feminizmin tabiatında açık-seçik görmek mümkün. "Fi-Mes'eleti's-Süfur ve'l-Hicab" adlı eserini "Kadının Özgürlüğü" adıyla Türkçe'ye çevirdiğim Safinaz Kazım, kendisinin de gençliğinde önderliğini yaptığı feminist hareketin samimiyetini sorgularken, bu hareketin önderlerinden sayılan Simone de Beauvoir'ın yıllar yılı Jean-Paul Sartre'a metreslik yapmasını örnek gösteriyordu.


Geleneksel yaklaşımın vadeli borçlanmaları belgeye dökmeyi emreden ayetteki (2:282) bir erkek yerine iki bayan şahit öngören cümlesinden yola çıkarak -fakat, neden iki kadın sorusuna cevap veren "biri yanılırsa diğeri hatırlatsın" illetini ve bağlamı gözardı ederek- vardığı sonucu "Kur'an bir erkeği iki kadına denk sayıyor" diyerek diline dolayanların, cahil olduklarına mı, yoksa ardniyetli olduklarına mı yanalım? Aynı şey, ancak tamamını İslam'ın dokuduğu bir sosyal hayat içerisinde anlamını bulan bir motif olan mirasta "bir erkeğe iki kadının payını" öngören Nisa: 11 ayeti konusunda da yapılıyor.


Aslında, indiği toplumda hukuki sürecin hiç bir aşamasında yer almayan kadını ilk defa "hukuki sürece" dahil eden, ticari aktörlerin arasına kadını da sokan bu ve bunun gibi ayetlerin doğru anlaşılması için şu sorular mutlaka sorulmalıdır: A) Bu ayetler, esas itibarıyla hangi konuyu işlemektedirler? B) İlahi iradenin bu konudaki maksadı nedir? C) Bu hükümler, illetine mebni hükümler midir; eğer öyleyse illetleri nedir? D) Ayetlerdeki oran ve rakamlar, mutlak sınırı mı, yoksa "illetle" mukayyet sınırı mı belirler? Örneğin mirastaki "nasib" (4:11), bu nasibin illeti gibi görünen "kesb" (4:32) değişince değişebilir mi?


Bunların cevabını bulmak da, Müslümanları, çağın pasif nesnesi olmaktan çıkarıp aftif özne yapma çabasını güden ve İslam'ın bir medeniyet projesi olduğunu aklından çıkarmayan ulemaya düşer. Ne ki bu görev, "ma-tabe lekum" (4:3) ibaresindeki "ma" edatından yola çıkarak, kadınları akılsız ve şuursuz varlıklarla aynı kategoride sayan bir mantıkla da yerine getirilemez elbet.

mustafa islamoğlu
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
esinti
Yeni üye
Yeni üye


Mesaj Sayısı : 2
Kayıt tarihi : 14/06/08

MesajKonu: Geri: Kadınlar Günü ve İslamda Kadın Tasavvuru Üzerine...   C.tesi Haz. 14, 2008 6:08 am

8 Mart Kadınlar Günü, kadına verilmiş bir rüşvettir. Mütecavizin, tecavüz mağduresine taktığı takı (!) hükmündedir. Vahşi kapitalizm kadını önce sömürmüş ve metalaştırmış, sonra da sus payı vermiştir. Delil isteyen, 8 Mart 1857de New York'ta ne olmuş ona baksın.

Evet bakalım o tarihte New York'ta ne olmuş:
"ABD'nin New York kentindeki Cotton tekstil fabrikasında çalışan kadınlar 1800'lerin ortalarından beri daha iyi çalışma koşulları, hak ettikleri ücreti alma gibi şeyler için mücadele ediyorlardı. Ancak yaptıkları tüm çalışmalardan hiç sonuç alamıyorlardı. 8 Mart 1908 günü, son çare olarak greve giderler. Ancak greve giden kadınlar fabrikaya kilitlenir. Patronlar grevin yayılmasını engellemek isterler. Fabrika yanmaya başlar, kadınlar fabrikadan çıkamazlar, dışarı çıkabilen pek azı ise ertaftaki barikatları aşamaz ve 129 kadın işçi yanarak can verirler.
26-27 Ağustos 1910'da Kopenhag'da düzenlenen "Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı"nda kadınlara özgü bir gün olması düşüncesi ortaya atıldı ve kabul gördü.I. ve II. Dünya savaşları sırasında pek çok ülkede yasaklanan Kadınlar Günü 1960'tan sonra ABD'de kutlanmaya başlanınca yaygınlaşmaya başladı."

Ayten DURMUŞ; Geleneksel ve Modern Hurafeler Kıskacında KADIN.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
anti_komün
Yeni üye
Yeni üye


Mesaj Sayısı : 1
Kayıt tarihi : 16/06/08

MesajKonu: selamünaleyküm   Ptsi Haz. 16, 2008 2:52 pm

ilk etapta şuna deyinmek istiyorum.esinti arkadaşın kadınlar günü adı altında kadınları kandırmak için yani onlara oyuncak timsalim sunulmuş bir gün olduğu konusunda hak veriyorum.

ikinci olarak new yourkta yaşanmış bir olayı atmış ortaya.. bence o kadar uzağa gitmenin bi alemi yok çünkü yaşadığımız ülkenin kriteristik yapısına bakıldığında kadınlar özgür gözüküyo... bir kaç tane sosyalist ortaya çıkıp kadın hakları,bu tür baskılar kadaınları yıldıramaz,kadınlar erkeklerle eşittir gibi hengamelerle kadınlarımızı galeyana getirmektedir.

peki ben size soruyorum...ş

özgür kadın reklam kokanaları olarak kullanılan kadınmıdır,özgür kadın orası burası teşhir edilerek üzerinden fahiş fiyatlarda para kazanılan kimsemidir,özgür kadın firmaların kasalarında müşteri çekmek için kullanılan bir envanter midir,özgür kadın fuhuş yaptırılarak kazanç sağlanan kimsemidir vs....

daha buna benzer birçok soru sorabilirim..
şimdi gelelim sonuca hani nerde özgür kadın
hani iffet,ar,namus nerede
insancıklar bu şekilde mahkum edilmiş


kapitalist ve emperyalist sistemlerde kadınlara yaşama hakkı bile yok,sadece bu saydıklarımda deil tabi,demokrasi sadece kadınların deil bütün halkın kanını emmekte vs.....
umarım değinmek istediğim meseleyi anlamışsınızdır....
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Kadınlar Günü ve İslamda Kadın Tasavvuru Üzerine...   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Kadınlar Günü ve İslamda Kadın Tasavvuru Üzerine...
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Küçük Kadınlar Fan Club
» Hz.Hamza'nın Ciğerini Yiyen Kadın Nasıl Sahabi Oldu
» PKK'lı bir kadının itirafları
» Kadınların Silaha İlgisi Artıyor
» İlklere İmza Atan Türk Kadınları

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
özgür düşünce platformu :: Güncel :: Makaleler-
Buraya geçin: