özgür düşünce platformu

özgür düşüncelerin konuştuğu & tabuların yıkıldığı platforum
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 İslamcılık

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
spartacus
Yeni üye
Yeni üye
avatar

Mesaj Sayısı : 42
Nerden : özgürlüğe açılan yelkenden.
Kişisel mesaj : zulmü teşhir eder şu kelepçeler..
Kayıt tarihi : 16/04/08

MesajKonu: İslamcılık   Salı Haz. 10, 2008 5:36 pm

1. İslamcı tanımı; İslamın akide ve pratiğiyle kendini sorumlu tutmak ve bunun için, eğer deyim yerindeyse, siyasal, sosyal, ekonomik, felsefi çaba göstermek anlamına geliyor. İslamcılık öncelikle, kendi doğuşuna sebep olan modern batı karşısında bir "duruşun" ifadesidir. Bizden iman ve amelimizi birbirlerinden ayırmamızı isteyen bir düşünce ve hayat anlayışına ve pratiğine karşı bir kimlik olmaktan çok, bir itiraz olma özelliği taşıyor. Burada bir "tavrı", bir "itirazı" veya bir "düşünceyi" İslamcı kılan nedir sorusu; kanımca meseleyi müphem olmaktan, bunun yanında en azından bir kısım müslümanları da pragmatizm ile "düşünce"yi birbirlerine karıştırmaktan kurtaracağına inanıyorum.Müslümanların batı ile karşılaşmalarının; akide ve pratik arasındaki ilişkinin tutarlılığını her şeyin üstünde tutma isteği ve çabası, müslümanın modern zamanlardaki tutum ve faaliyetinin ekseninde yer almıştır. İslamcılık bu tutarlılığı, kendi hayat evrenini istila eden modern hayatın pratiğinde arayan ve bunun için "mevzi" kazanmayı hedef edinen bir çaba olma özelliğine sahiptir. Bu tespitten hareket ettiğimizde İslamcılık elbette ki İslamı entelektüel düzlemde kendine uğraş alanı edinmiş "elit" bir kesimi ifade etmez. Buna karşın eğer İslam belirli bir kesim tarafından kendileri için uğraş alanı, gündemde kalmanın imkanı ve iktisadi getirinin nesnesi haline getirilmişse, buna İslamcılıktan çok, "İslamologluk" demek daha uygun düşecektir.

İslamcılığın, müslümanların modern dünya ile karşılaşmalarının neticesinde ortaya çıktığını biliyoruz. Daha doğrusu müslümanların modern dünya karşısında düşünce ve amel düzeyinde takındıkları tavrın, daha sonraları İslamcılık olarak kavramsallaştırıldığını görüyoruz. Dolayısıyla müslümanların kendilerini başlangıçta böyle tanımlamadıkları bilinmektedir. Kavramsallaştırma oryantalist çağrışımlar taşısa da, günümüz konjonktürü içinde müslümanların "meramını" anlatmaya imkan veren bir anlam kazanmış haldedir.

İslamcılık kanaatime göre birbiriyle çatışan iki boyutlu bir özelliğe sahiptir. Bunlardan biri İslamcılığın doğal olarak modern batı dünyasını kendine veri olarak almasıdır; ama bu onu bütünüyle batının "kopyası" yapmaz. Zira İslamcılık modern batıya karşı bir cevap olmaya çalışırken İslamı temel referans kaynağı yapmasıyla önem taşır; bu tutumu da onun özgün bir konumda kalmasını sağlayan diğer boyutunu teşkil eder. Bu haliyle İslamcılık kişisel bir tercih olmaktan çok, batıyla karşılaşmanın neticesinde ortaya çıkmış "zorunlu diyaloğu" ifade ettiği gibi; kendi özgün kaynaklarına sadık kalarak "İslamlaşma"yı esas almış olmasıyla önem taşır. Dolayısıyla batı ile karşılaşma, kaçınılmaz olarak her müslümana "İslamcı" bir "içerik" katmış olur.

2. Ne yazık ki müslüman kelimesi günümüze hakim zihniyet dünyasında kısmi bir anlam kırılmasına uğratılmıştır. Bu yüzden de müslüman kelimesi maalesef yalnızca ibadetle meşgul olmak manasına alınmakta. Halbuki İslamcılık, İslamı iktidarsızlaştırmak isteyen günümüz dünyasında, kendini sadece ibadetle sınırlandırmayan müslümana işaret eder durumdadır. Bundan olacak ki, kullanımı yaygınlaşmakta. Buna karşılık müslüman ve/veya muttaki kavramları bunu karşılamaktadır denirse, elbette ki buna itiraz etmek mümkün değil. Ancak bu durumda müslüman/muttaki'nin anlaşılmasındaki siyasal boyutun "imkanını" ve "nasıllığını" tahlil etmek gerekiyor.

3. İslamcılığı tanımlamak zor görünse de; onun fazlaca muğlak bir içeriğe sahip ve niteliklerinin belirsiz olduğu söylenemez. İslamcılık her şeyden evvel her hangi bir müslümanın, sadece müslüman olmaklığından kaynaklanan bir düşünce/düşünme, faaliyet veya yaşamakla ilgili bir tutum olmaktan önce; bütün bunların İslamın temel kaynaklarında kendilerine meşruiyet bulmaları esasına dayanır. İslamcılık bugün varsayıldığı gibi "başı boş bir alan" değildir. İslamcılık kendi uzun geçmişinde bazı yanlışlıklarla malul olsa da, bunun yanında ileri sürdüğü, savunduğu bazı iddialarının zaman içinde doğrulandığı bir "gelenek" sayılır. Yine aynı şekilde, bu süre zarfında ortaya çıkmış olan yanlışlıklarının da, bugün restore edilmesi fazlasıyla önem taşımaktadır. Hatta bugünün müslümanlarının entelektüel faaliyetlerinin yeniden hayatiyet bulması, işlerlik ve düzey kazanmasını, İslamcılığın 21. Yüzyılda tahlili ve restorasyonuyla mümkün olacağına inandığımı belirtmeliyim. Ama bu her müslümanın kendi dar ufku içinde "ben yaptım oldu" demesiyle olacak bir şey değildir. Hele hele bunun ucuz siyasetin liberal değerlerinin ışığında yapılmaya çalışılacak bir şey olmadığını anlamamız gerekiyor.

Bünyesinde doğal olarak farklı eğilimler taşımakta olmasına rağmen, İslamcılık iki hususta netlik taşır. Bunlardan biri İslamcılığın kaynağı ve hareket noktasıdır; bu ise İslam, yani Kur'an, Sünnet ve bunların modern dünyayı anlama meselesini kapsar. İkincisi ise İslamcılığın kendine seçtiği hedeftir; bu ise müslümanların modern dünya karşısında yeniden bir "özne" haline gelmesi meselesiyle ilgilidir.

4. Kavramın muhtevada oryantalist bir "renk" taşıdığı söylenebilir. Bunun yanında müslümanların elbette ki çok rahatlıkla kendilerini tanımlayabilecekleri, bütünüyle sorunsuz bir kavram olmadığı da bilinir. İslamcılık, çıkışından çok sonraları kavramsallaştırılmış olması yanında; kavramın, kanımca en fazla önemli hale geldiği dönem, Hilafetin kaldırılmasıyla beraber başlıyor. İslamın siyasal temsilinin artık mümkün olmadığı bir dönem sonrasında, İslamcılık ve İslamcı söylem entelektüel hayatta giderek daha fazla yer edinmeye başlıyor. Buna rağmen "İslamcılık", "İslamcıyı" belirlemiyor; kanımca ikisini de İslam ve İslamı referans alma tarzları belirliyor.

5. Kişisel kanaatime göre; İslamcılık, zamanın akışı içinde doğruluğu anlaşılmış düşünceler kadar; bu zaman içinde yanlışlanmış düşünceleri de bünyesinde taşıyan bir "gelenek/akım" veya söylem. Bunun da çok doğal bir şey olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Bu haliyle İslamcılığın başından itibaren kendisiyle birlikte taşıdığı ve zamanın akışının yanlışlıklarını gösterdiği bazı zaafları bulunuyor. Müslümanların son yirmi yıl içinde geldikleri noktayı göz önüne aldığımızda; İslamcı söylemin ve onun söz konusu zaaflarının yeniden tahlil ve restore edilmesi gerektiğine inanmaktayım. Müslümanlar kadar, müslümanların taşıdığı İslamcı söylemin onları nereye taşıyıp götürdüğünü; bunun yanında İslamcı söylemin bugün nasıl bir "müslüman model" inşa etmek istediğini bilmemiz gerekiyor.

Başlangıç döneminde gayet doğal, fakat 21. Yüzyılda devam etmemesi gereken bu zaaflardan biri; İslamcılığın bir çok yönden batılı sosyal/siyasal projeye bakarak kendini inşaya çalışmış ve halen çalışmakta olmasıdır. Bugün neo-liberal değerlerle cılız da olsa siyaset üretmeye kalkması aslında trajediden başka bir şey değildir. Çok önemli siyasi/iktisadi kavramları batılı kavramlarla sentezlemesi; daha doğrusu İslama ait kavramların içeriklerini batıdan aldıklarıyla doldurmaya çalışması, söz konusu bakış tarzının neticesidir. Eğer bu "içeriklendirme" ilk haliyle kalsaydı -ki kalması mümkün olmaz- sorun olmayabilirdi. Ama bizzat bu içeriklendirme müslümanı zihinsel olarak dönüşüme uğratan bir fail olmaktadır. Bugün yaşadığımız süreç bunu açıkça göstermektedir. Batılı kavramların cazibesi, İslamı batılı paradigma içinde okumaya/anlamaya devam etmemizden kaynaklanıyor. Biz müslümanlar batılı paradigma içinde kalarak, İslamı bu paradigmaya alternatif yapmaya çalışıyoruz. Elbette ki bu durumda batılı kavramlar fikri faaliyetimiz için vazgeçilmez ve yerleri asla başka kavramlarla doldurulamayacak yapı elemanları olmalıdır. Zira hangi kavramın nereye ve hangi işlevle gerekli olduğuna ve/veya gerekli olmadığına İslam değil, söz konusu paradigma karar vermektedir.

Kanımca olması gereken bu paradigma içinde zihinsel olarak yer almak değil, bunun dışına çıkacak entelektüel imkanların hazırlanmasıdır. Aksi halde nasıl ki sosyalizm paradigma içi bir muhalefet olduysa, İslamın muhalefetinin de paradigma içi bir muhalefete dönüştürülmesi söz konusu olabilir. İslamın ve müslümanların karşılaştıkları her şeye bir alternatif arama alışkanlığından vazgeçmemiz gerekiyor; İslam her şeye alternatif sunmak zorunda değil. Bu yüzden sorun İslamın kavramlarının işlevsiz kalmasından kaynaklanmıyor; zira İslamın kavramları her şeyin yerine ikame edilecek kavramlar değil. Sorun tezgahımızda dokumakta olduğumuz kumaşla ilgilidir. Bu şu demektir; her kavram inşa edici bir eleman olarak kendine ait bir paradigmanın içinde yer almak ister; ancak o zaman işlevini ve taşıdığı önemi anlamak mümkün hale gelir. Tezgahta dokuduğunuz desenin bize ait olmadığını artık anlamamız gerekiyor; tabii ki eğer daha dönüşmemiş bilinçlerin sahibi durumundaysak. Aksi halde deseni çok sevmiş olabiliriz.

6. İslamcılık doğduğu günden bu yana aynı düzlemde cereyan eden bir düşünce akımı değil. Türkiye'deki İslamcılık kanımca 1960'ların sonlarından itibaren ciddi bir kırılmadan geçmiştir. Bugünkü İslamcılığın vardığı içler acısı noktayı, bu kırılmayı göz önüne alarak değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. İslamcılık bu tarihten itibaren kendi ilmi geleneğinden ve köklerinden ciddi şekilde kopmuştur. Bu kopuşun zihinlerde yarattığı dönüşüm, müslümanı modern dünyaya katılmaya, yani modern idealleri İslam adına onaylamaya çağırmaktadır. Bugün Arşimed-vâri bir tespit olarak; müslümanların hayata "katılma" isteği, modern hayatın "nimetlerini" tüketme isteği, İslamı "avami" düzeyde algılama isteği, ya da post-modern bir zamanda yeni bir siyasal kültür üretme isteği; bu kırılmanın neticesinde keşfedilmiş "gerçekler" olarak müslümana görünmektedir.

Bu yeni "keşifler" aslında müslümandaki kaçış isteğini yansıtmakta. Geçmişten tiksinti ve kaçma arzusu modernist bir talep olarak önem taşır; kaçış bugün cari alanı yakalamanın en kestirme yoludur. Burada önemli olan, kaçışı rasyonel şekilde meşrulaştırmanın sağlanmasıdır. Günümüzde meşrulaştırma 28 Şubat'ta sağlanmakta; kaçışın güzergahını ise neo-liberalizmin kutsalı olmayan siyaset anlayışı aydınlatmakta; ve bu kaçışa hayata katılım denmektedir.

İslamcılık, başkalarının tanımladığı ve inşa ettiği bir hayata katılmayı ve onu taklit etmek gibi silik bir varoluşu değil; ona karşı müslümanca bir hayatı bizzat yaşayarak inşa etmek isteyen bir "özne"yi temsil eder. Bu yüzden kanımca biz müslümanların şunu anlamamız gerekiyor; artık günümüzdeki "müslümanın" ameli/faaliyeti ile "İslami olan" arasında ciddi bir kopuş yaşanmaktadır. Bu yüzden müslümanın her düşünüp yaptığı "İslamcılık" kategorisine girmez. Bugün bizim küreselleşen dünyayı da, müslümanların tecrübe ettiği siyaseti de nasıl bir zihniyetle okumaya tabi tuttuğumuz, meselenin esasını teşkil etmekte. Yoksa dünyadaki herkes zaten "dünyayı" okumaya tabi tutmaktadır. Sorun aradaki farkta yatıyor.

Abdurrahman Arslan
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
İslamcılık
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
özgür düşünce platformu :: Güncel :: Makaleler-
Buraya geçin: