özgür düşünce platformu

özgür düşüncelerin konuştuğu & tabuların yıkıldığı platforum
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Kardeşliğin Adı Var

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
spartacus
Yeni üye
Yeni üye
avatar

Mesaj Sayısı : 42
Nerden : özgürlüğe açılan yelkenden.
Kişisel mesaj : zulmü teşhir eder şu kelepçeler..
Kayıt tarihi : 16/04/08

MesajKonu: Kardeşliğin Adı Var   Salı Haz. 10, 2008 5:37 pm

İslam bir bütündür. Bu bütüne teslim olanların da kendi aralarında bir bütünlük içinde olmaları gerekmektedir. Çünkü bu dinin Sahibi böyle istiyor:

"Gerçekten sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim, öyleyse bana kulluk ediniz" (Enbiya-92)

Tek Rab...Tek ümmet...
Ancak tek tek değil, topluca kulluk ediniz...

Kuşkusuz kollektif bir kulluk için önce kardeş olmak gerekiyor...Kardeşlikten kopuk bir kulluk düşünülemez ve sürdürülemez...Tevhidi bilincin yaşamda yankı bulması da ancak müminlerin birlikteliği ile mümkündür. Çünkü; kardeşlik bağı arızî değil, asli bir bağdır...Bu bağ "Hablullah-ALLAH'ın ipi" üzerinden gerçekleşen bir bağdır...Koparamazsınız...

Şayet iman etmiş iseniz, kardeşlik müessesesinden istifa edemezsiniz...

Kardeşlik aktini fesh edemezsiniz...Çünkü bu sözleşme ihtiyari değil zaruridir...

Kardeşlik birlikteliğinin talakı yok ki! Boşanamazsınızda...

Bu durumda kaderimizi kardeşlerimizin kaderi ile bütünleyerek; irademizi kardeşimizin iradesi ile bileyerek; özgürlüğümüzün ancak kardeşlerimizin özgürlüğü ile tamamlanacağını bilerek, İslami sorumluluklarımızı sürdürebileceğimizi görüyoruz...

Zira; uhuvvet, kuvvettir...Vahdet, rahmettir...

İslam kardeşliği bir hayat nizamı ve yaşam modelidir...Mekke de "Daru'l-Erkam"a baktığımızda;"Medine kardeşliği"ni incelediğimizde bunu göreceğiz...Bu projenin sahibi Hz. Muhammed (sav) dir..."Ficar Günleri"nden gelen Mekkelilerle, "Buas Günleri"nden gelen Medineliler "Bünyan-ı mersus (kurşunla kaynatılmış duvar)" misali bir "kardeşlik duvarı" ördüler..Bu duvarın harcında velayet,vesayet, merhamet, muhabbet, ünsiyet, ülfet, şefkat ve vahdet vardı...Şirkin, nifakı, ifsadın saldırı komplo ve tuzaklarını bu duvar ile kırdılar...

Medine de 120 yıllık bir savaştan sonra Evs ve Hazrec bu bilinçle "kardeş" oldular...Bu birlikteliği kendileri için tehlikeli gören Yahudi Şemmas b. Kays gibilerinin fitnelerini "ALLAH'ın ipi" ne sarılarak boşa çıkardılar...

Çünkü Kuran böyle emretmişti:

"Hep birlikte ALLAH'ın ipine sımsıkı sarılın ve sakın tefrikaya düşmeyin.ALLAH'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti.O'nun bu nimeti sayesinde kardeş olmuştunuz. Siz bir ateş çukurunun kenarında iken sizi oradan O kurtarmıştı.Hidayete eresiniz diye ALLAH size ayetlerini böyle açıklar."(Ali İmran-103)

ALLAH'ın müminlere ihsanı kardeşlik nimeti...İslam toplumunun omurgası; kardeşlik...Nefret tohumlarını çürütecek...Şefkat ve merhamet yüklü bir kardeşlik...

Kurtuluşun adresi: Hablullah ve Habibullah...Kardeşlik bağını güçlendirmek için ALLAH'ın ipine tutunmak ve ALLAH Rasulü'nün örnek ve önder kişiliğinde buluşmak mecburiyeti altındayız...

Gerçek böyle iken; kardeşlik nimetini tepmek, küfran-ı nimet olmaz mı? Kardeşleri yok saymak nankörlük değilse nedir? Kardeşlerine karşı mağrur, müstağni, mütekebbir bir tutum ALLAH'ın hışmını çekmez mi? Müminler arası velayetin işlemediği durumda iş nereye varır?

Kardeşliğin zorunlu kıldığı sahiplenme, dayanışma ve yardımlaşma durduğu zaman, bunun nasıl bir felaketin habercisi olduğunu Kur'an bize bildiriyor ;

"Kafirler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız( birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde büyük bir fitne ve büyük bir bozgunculuk(fesat) olur."(Enfal-73)

Günümüz dünyasında İslam coğrafyasının farklı bölgelerinde bu fitne ve fesadın farklı tezahürlerine tanıklık etmiyor muyuz?

Bağdat'ta yaşanan Şii-Sünni çatışmasını nasıl yorumlayacağız? Kanı akıtılan da, akıtan da aynı kıbleye dönüyorsa bunu nasıl izah edeceğiz? Çeken de çektiren de...Sürünen de, süründüren de...Vuran da, vurulan da...Ezen de, ezilen de...Aynı peygamberin ümmeti olmakla övünüyorlarsa...Ne yapmak lazım?

Yıkılan kardeşlik duvarının altında bir gün bizde kalabiliriz...Şayet bu kıyıma, yıkıma ilgisiz kalırsak...Sarsılan ümmet binasını, çatırdayan kardeşlik duvarını güçlendirmede gecikir isek bu bizim felaketimiz olmaz mı?

Müslümanlar arası kavganın galibinin olamayacağını biliyoruz. Bu iç kanama ile şeytan ve şeytani güçlerin elinin güçlendiğini görmemek için basiretin kör olması gerekiyor...

Bu tablonun arka-planına indiğimiz de sonucun emperyalist zorbaların tuzaklarıyla nasıl örtüştüğünü göreceğiz...

Washington'da Ortadoğu formu yöneticisi Daniel Pipes niyetini gizlemiyor:

"Sorun militan İslam, çözüm ılımlı İslam."

Batılın/Batının başını ağrıtan, uykularını kaçıran bir İslam var...Peki, Batı ne yapmak istiyor? İslam'ı İslam'la vurmaya çalışıyor...İşgal ve istila ile yapamadığını Müslüman'ı Müslüman'a kırdırtma politikası ile elde etmenin hesabında...

ABD'nin Siyonist güdümlü politikalarının mimarlarından Zbigniew Brzezinsky niyetini gizlemiyor, daha açık konuşuyor:

"Bundan sonra savaş Müslümanlarla diğerlerinin savaşı değil, Müslümanlarla Müslümanların savaşı olacaktır."

Bu söz bir öngörü değil, bir stratejidir...ABD-İsrail-İngiltere şer ittifakının İslam topraklarında ektiği fitne tohumları uç vermeye başladı bile...Etnik, mezhebi, coğrafi, tarihi ayrılıklar kaşınıyor...Fitne kıvılcımları tutuşturuldu, bu yangın tüm ümmeti tehdit ediyor...Türk-Kürt...Arap-Acem...Şii-Sünni...Selefi-Sufî...Kavgalar büyüyor...Faşizanlaşan, fanatikleşen taraflardan feraset bekleyebilir miyiz? Irkçı, dilci, renkçi, derici, uluscu, bölgeci, sınıfçı kutuplaşmalar beraberinde bağnazlığı, bağyi ve belayı getiriyor...İslam kardeşliğinin menşei, menbaı, mesnedi unutuluyor...Tevhid ve takva bilincinden uzaklaşan kitleler, kana ve kafatasına dayalı bir kardeşlik savrulması yaşıyorlar...Kardeşlik asabiyete, aşırılıklara ve atalete kurban gidiyor...

Seküler bir zeminde, müteal olandan uzaklaştıkça kardeşlik dikiş tutmuyor, kişilikler oturmuyor...Liberal bir mantalite ile gelişen süreçte; hiçbir disipline gelmeyen, kayıt-kural tanımayan, ortak sorumluluk almayan, "bireyci" anlayışlar benimseniyor...

Ümmetin yaşadığı kan kaybının nedenlerine baktığımızda şunları görüyoruz...
Bireyselleşme...Müslümanlarla birlikte olmanın sıkıntılarına katlanmadan, yalnızlığın rahat ve rehavetini tercih etme anlayışı hızla yaygınlaşıyor...Sonuçta yalnızlaşan zamanla yabancılaşan, "Bireysel Müslümanlık" kabul görüyor...Ümmet, vahdet, cemaat, kardeşlik nostaljik bir takıntı olarak görülüyor....
Bencilleşme..."Benlik zindanı"nı aşamamış, "ben merkezci" bir açmazın girdabında insanlarımızın zayiatı gün geçtikçe büyüyor...
Dünyevileşme...Yaşam ufku dünya ile sınırlı, hesapçı, hazırcı, hazcı, şimdici, dünyacı insanların gündemine ortak hedefleri, dertleri davaları koyabilmek oldukça zor...
İşte bu gibi nedenler kardeşliğin önemini, ödevini, hükmünü, erdemini unutturuyor...Sosyal ilişkilerde bencil ve taassupça tavırlar..Büyütülen basit ihtilaflar...İnsaf ve adaletten uzak davranışlar...Sürekli bir gerilim...Kısır döngüler...İç çekişmeler...Kişisel hesaplaşmalar...Rahmet ve merhametten mahrumiyete dönüşüyor...Sonuç; ya içe kapanma, ya karamsarlık, ya da kopuş ve kaçış oluyor...
Ümmet yorgun düştü...Toplumsal bir yorgunluk...Küfürle mücadele bizi yormadı...Biz birbirimizi yorduk...Sorun burada...Halbuki, yorgunluğu atmalı, yarınlara dönük yaşamalıyız...
Bugün neden bir kardeşlik rüzgarı estiremiyoruz? Söylemlerimiz heyecan vermiyor...Çağrılarımız yankı bulmuyor...Niçin mi?
"ALLAH'a ve Rasülü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz ALLAH sabredenlerle beraberdir."(Enfal-46)
Artık mugalata, münakaşa, münazaa, mübareze zamanı değil; diyalog günlerimiz olmalıdır...Birbirimizi dinlemek ve anlamak için...Ortak konuşma zeminlerimiz gelişmelidir...Sorunlarımızı seviyeli bir dille, soğukkanlılıkla tartışabildiğimiz platformlarımız oluşmalıdır...Kapalı kapılar ardında bunca yıl bekledikten sonra , kapımızı Müslümanlara açmakta daha fazla gecikmemeliyiz...Kendi özelimizde yapısal çalışmalarımız, diğer Müslümanlarla kardeşleşmemize engel oluşturuyorsa, grup asabiyetine düşmüşüz demektir...Kardeşlik tasavvurumuz lokal sınırları aşan bir çaptadır...Faaliyet alanları, araçları, teknikleri, tarzları farklı olsa da müştereklerden hareketle kuşatıcı, yapıcı, tamamlayıcı bir dil ve yöntem yakalayabiliriz...Sorumluluklarımızı organik bir zeminde yürütürken, sorunlarımızı diyalog ortamlarında çözebiliriz...
Bunun içinde, öncelikle böylesi bir diyalog sürecine ikna olmalıyız ve önemsemeliyiz... Nasıl bir kabulle yola çıkarsak çıkalım, ister imani bir gereklilik olarak alınsın, ister siyasi bir zaruret olarak görülsün, mutlaka böylesi bir sürecin işlemesi gerekiyor... Bu süreçte diyalog da öncelikler belirlenmeli ve en önemlisi diyalogun "hukuku" ve "ahlakı" ortaya konulmalıdır. Adalet ve ahlakın oturmadığı ortamlardan hayırlı sonuçlar beklememiz boş bir avuntudur...
Diyalog yolu ile en azından Müslümanların doğrudan birbirini tanıma, anlama fırsatı doğacaktır. Dolaylı, önyargılı bilgilenme ve değerlendirmelerin önüne geçilecektir.
"Kişiye yalan haber olarak her duyduğunu söylemesi yeter." uyarısı, şu iletişim çağında bizlere neler hatırlatıyor? Eksik, yanlı, yanlış, bilgi ve bulgularla bir yargıç edasıyla yargıladıklarımızla nasıl bir yol ayrımına geldiğimiz gözler önünde... İtici, kırıcı, yıpratıcı, bir dil, bizim dilimiz olabilir mi?
"ALLAH'tan bir rahmet sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi... (Ali İmran-159)"
Kendi dışındakileri "Fırkayı dalle" gören fırkacı, fırsatçı, çıkarcı, sığ anlayış kısa vadede prim yapıyor gibi gözükse de, bu mantık iflah etmez bir mantıktır...
Bu konuda rabbani kriter bize çok net sınırlar çiziyor:
"Muhammed ALLAH'ın Rasulüdür. Ve onunla birlikte olanlar kafirlere karşı şiddetli, kendi aralarında merhametlidirler... (Fetih-29)"
"..(Onlar) müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise güçlü ve onurludurlar..." (Maide 54)
Müminlerin kardeşliğini kabullendikten sonra nasıl bir hukuk omuzlarımıza biniyor
"Canımı kudret elinde tutan ALLAH'a yemin ederim ki, bir kul kendisi için istediği hayırları kardeşi içinde istemedikçe iman etmiş sayılmaz..." buyuruyor, ALLAH'ın Rasulü...
Kendisi için ağlayan Müslüman, kardeşi içinde ağlamadıkça imanı ile çelişmekten nasıl kurtulur?...
Yeryüzünde akan kan bizim kanımız...Yıkılan haneler bize ait...Bu kan ve hüzün karşısında imanımız nasıl bir tepki veriyor? Kardeşlerimizin ölümü yüreklerimizi
ne kadar acıtıyor? Yüreklerimizde mi bir sorun var? İmanımızda mı bir aksaklık var?
"İman etmedikçe cennete giremezsiziniz. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş sayılmazsınız" nebevi uyarısı kimin için?
Birbirini "öteki"leştirerek, iterek; öteler ötesine nasıl yürüyeceğiz?
Yaşadığımız dünyada Müslümanlarla ilgili çok farklı fotoğraf kareleri önümüzde duruyor. Kimi kareler yüzümüzü ağartırken, kimilerinden dolayı içimiz kan ağlıyor...
Lübnan'da Şii ve Sünni Müslümanların birlikte aynı camide Cuma namazı kılmaları yüreğimize su serpti...Bu resme hasret kalmıştık...Bu tablo Bush'u çıldırtan bir tabloydu...
Ancak, acı ama gerçek...Bir fotoğraf daha var...Bağdat'ta çekilen resim...Kardeş katliamı...Sünni'ninde, Şii'ninde kanı bizim kanımız değil mi? Şiilerinde, Sünnilerinde gittikleri camilerin kıbleleri Kâbe değil mi? Peki, bu kan neden? İzahı yok?! İşte bu resim Brzezinsky'i sevindiren ve haklı çıkaran bir karedir...
Bu durumda yaşananlardan bizim payımıza düşen nedir? Kendi uhdemize düşen sorumluluğu hatırlayabiliyor muyuz?
Kardeşler arası sorunları "ıslah etmek" gibi bir mecburiyetimiz yok mudur?
Hatta dahası var, Peygamber (sav)in dilinden kardeşlik sorumluluğunun nerelere kadar uzandığını görelim...Efendimiz(sav) :
"İster zalim olsun, ister mazlum olsun, mümin kardeşinize yardım ediniz."buyurdu. Ashabdan biri:
"Ya Rasulallah, mazlum olan kimseye yardım ederim, fakat zalime nasıl yardım edebilirim?"dedi. Rasul-i Ekrem (sav):
"Zalimi zulmünden alıkorsun, işte bu ona yardımdır."(Buhari)
Bu çerçevede ne yapmamız gerekiyor?
Önce duyarlılık... Sonra sorumları çözmek için diyalog...İletişim; ilgi duymaktır...Gündemine almak ve dert edinmektir...Ehli Kitab'a ilgi duyduğu kadar, Ehli
Kıble'ye ilgi duymayan diyalogcularımızın bu konuda iyi düşünmeleri gerekiyor...
Kardeşlik hakları ihlalleri devam ediyorsa başka ne yapabiliriz? Islah operasyonları...Unutulan farz; "iyiliği emretmek, kötülükten yasaklamak" görevi...Daha da olmuyorsa, haksızlıkta direten tarafa karşı adalet üzere bir karşı çıkış...Taki zulüm izale oluncaya kadar mücadeleye devam...
Çünkü kardeşlik vazgeçilmezimizdir...Mahza rahmettir...
Kardeşliğe yükleyeceğimiz ruh ile sıcak ve samimi bir iklimi yakalayabiliriz...İşte o sıra, zor zamanlarda kardeşlerimizi yanı başımızda bulmamız mümkün olacaktır...Ayaklarımızın tökezlediği bir anda ellerimizden tutuverdiklerini, tam da ateş dolu bir uçurumun en kenarında iken bizi kucaklayıp çektiklerine şahit olacağız...
Bundan böyle monolog değil, diyalog diyoruz...
Birde fırkayı naciye, kimin fırkayı nariyeden olduğunun tartışmasını Hesap Görücü'nün hesap gününe bırakalım...
Çağrımız; sırat-ı müstakime...Uzun söze ne hacet!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Kardeşliğin Adı Var
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Sehle Kemer,Cemre Kemer'in öz kardeşi değilmiş
» Gaziosmanpaşa'daki korkunç cinayet aydınlandı !!!
» hande hakkında bazı bilgiler
» Kapaliçarşi Fan Sitesi
» Sır Kardeşliği

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
özgür düşünce platformu :: Güncel :: Makaleler-
Buraya geçin: