özgür düşünce platformu

özgür düşüncelerin konuştuğu & tabuların yıkıldığı platforum
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Misyonerlik İslam`ın Sorunu Mu?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
spartacus
Yeni üye
Yeni üye
avatar

Mesaj Sayısı : 42
Nerden : özgürlüğe açılan yelkenden.
Kişisel mesaj : zulmü teşhir eder şu kelepçeler..
Kayıt tarihi : 16/04/08

MesajKonu: Misyonerlik İslam`ın Sorunu Mu?   Salı Haz. 10, 2008 5:45 pm

Misyonerlik konusu MGK'nın gündemine geldiğinde, "Eğer bu ülkede misyonerlik faaliyetlerinden tedirginlik duyuluyorsa, o zaman insanlarımızın İslami hüviyetlerinin zayıflamasından da tedirginlik duyuluyor demektir. Misyonerlik konusu bir güvenlik sorunu oluşturuyorsa, İslam'ın azaltılması da bir güvenlik sorunu oluşturuyor demektir. Peki MGK, toplumun İslami hüviyetinin tahkim edilmesi için bir proje geliştirmekte midir?" şeklinde bir değerlendirme yapmıştım. Tabii ki böyle bir şey yok.Kimi zaman devlet eliyle, misyonerliğe uygun zemin hazırlama sonucunu doğuracak şekilde,

İslam kimliğinin azaltılması yönünde politikalar bile geliştiriliyor.

Evet işte böyle bir soru:

-Misyonerlik İslam'ın sorunu mu?

Genelde öyle zannedilir. Sonuçta Hıristiyanlığı bir insana anlatıyor ve onun din değiştirmesini sağlamak istiyorsunuz. Bu iş bir Müslümanı hedef almışsa, Müslümanın din değiştirmesini öngörmüş oluyorsunuz. Öyleyse, İslam adına misyonerliği bir sorun olarak görmek kaçınılmaz.

Böyle bakınca, diyelim misyonerlik etrafında bir kriminal hadise meydana geldiğinde, hemen "dinî taassup" eksenli yorumlar başlıyor, bu ‘katı din bağlılığı'ndan kurtulmamız gerektiğine dair yorumlar peş peşe geliyor. Rahip Santoro, Hrant Dink ve Malatya hadisesinden sonra da böyle oldu. Bütün bu cinayetler, ölenler Hıristiyan olduğu için, toplumun Müslümanlığı ve bir kesimin aşırı Müslümanlığı yüzünden işleniyormuş gibi bir mahiyet kazandı. Ve sanki ilk yapılması gereken şeyin, Müslümanlığımızı azaltmak olduğu gibi bir sonuca varıldı.

Şunu hemen söylemek isterim ki, misyonerlik evet İslam açısından bir sorun olabilir, ama sanırım en az İslam açısından sorundur. Her din, bir insanın kendisinden kopup başka bir dine yönelmesini olumsuz karşılar. İslam için de bir insanın İslam'dan kopması iyi bir şey değildir. Ama buna, başka din mensupları da olumlu bakmazlar. Misyonerlik dendiğinde, Hıristiyan mezhepler arasında bile bir problem bulunduğu biliniyor. Büyük paralarla desteklenen Hıristiyan misyonerlerinin, bir mezhepten ötekine geçiş noktasında bir hayli mesafe aldığı ve bunun Türkiye'de bazı mezhep mensuplarında öfke doğurduğu malum.

"En az İslam açısından sorundur" yargımız da, İslam'dan Hıristiyanlığa geçişin son derece sınırlı olmasıyla alakalıdır. Elde edilen istatistikler on yıllar içinde bile bu sayının ihmal edilebilir oranda küçük olduğunu ortaya koymaktadır.

Ayrıca bu geçişler, dinî bir değerlendirmenin sonucu olarak değil, toplumun sorunlu alanlarında, para, ilgi, itibar gibi başka motiflerle sağlanmaktadır.

Bir başka husus, Hıristiyanlıktan İslam'a geçişle, İslam'dan Hıristiyanlığa geçiş birbiriyle kıyas edilemeyecek oranda ölçüsüzdür ve burada her şey İslam'ın lehindedir. Avrupa'da sayısız kilisenin satın alınıp cami haline getirildiği bilindiğine göre, Müslümanların, "Misyoner faaliyetleri sonuç alıyor" diye bir komplekse girmelerinin lüzumsuz olduğu açıktır.

"Misyonerlik İslam'ın sorunu mu?" şeklinde bir soru, "Peki kimin sorunu?" diye ikinci bir soruyu gündeme getiriyor.

İşte burada bir hususu daha not etmek lazım ki, o da, misyonerliğin sadece dinî bir hadise olmaması yüzünden sadece İslam'ın sorunu olmamasıdır. Evet, misyonerlik sadece dinî bir hadise de değildir.

Sadece dinî hadise değilse nedir?

Misyonerlik, sömürgeciliğe bitişik yürüyen bir hadisedir. Dünyanın Körfez Savaşı münasebetiyle tanıdığı "Embedded - İşgal ordusuna iliştirilmiş gazetecilik" olayında olduğu gibi misyonerlik de "sömürgeciliğe iliştirilmiş bir dinî eylem" olmak gibi bir maziye sahiptir.

Şu anekdot çok bilinir:

Afrikalı bir gün misyonerlik yapan papazın yolunu çevirir:

-Peder, der, bir zamanlar sizin elinizde İncil, bizimkinde toprak vardı, şimdi sizin elinizde toprak, bizimkinde İncil var.

Misyoner papazlar sömürgeciliğin içine bu kadar batmışlar mıdır bilinmez ama, Afrika gibi sömürgeleştirilen coğrafyalarda sömürgecilerle elele yürüdükleri ve sömürge ruhunun Hıristiyanlaştırmakla birlikte inşa edildiği bir vakıadır.

Türkiye'ye geldiğimizde...

Osmanlı'nın çözülüş sürecinde Avrupa'da Hıristiyanlık adına bir rövanş alma heyecanının yaşandığı biliniyor. Güçlü ülkelerin en azından kendi politikaları açısından Hıristiyanlığı, bir heyecan dopingi olarak kullandığı bir vakıa. Osmanlı'nın Balkan coğrafyasındaki kiliseler adeta yeni devlet nüveleri halinde çalışmışlar. Osmanlı toprağında açılan yabancı okullar, onları açan ülke adına yerli Hıristiyanları bir atlama taşı olarak kullanmak istemişler, ulaştıkları Türk nüfus varsa, onları da bir tür "karşı devşirme" haline dönüştürmeye çalışmışlar.

Bütün bu faaliyetler, Osmanlı'nın son dönemi yöneticileri ve Cumhuriyet'in kurucuları nezdinde, "İnsanlarımızın bir kısmı Hıristiyanlaşıyor, din elden gidiyor" gibi, sadece dinî bir olay olarak algılanmamış. Aksine "güvenlik boyutu" her zaman önde olmuş. Cumhuriyet dönemi mübadelelerinin ardında da dinî bir homojenite arayışından ziyade güvenlik kaygısı vardır.

Belki şu denebilir:

Tüm bu tavırlarda İslam'ı tercih ediyor gibi dinî bir boyut varsa bile bu dahi, güvenlikle alakalıdır. Çünkü Cumhuriyet'in kurucularının İslami duyarlılık sebebiyle böyle bir tavır sergiledikleri akla gelmez. Çünkü kişisel hayatı düzenleme noktasında böyle bir duyarlılıkları mevcut değildi.

Son zamanlara geldiğimizde misyonerlik konusu, Millî Güvenlik Kurulu'nun gündemine taşınıyor. 2002 yılında DSP lideri Bülent Ecevit tarafından... Daha sonra Rahşan Ecevit de "Memlekette misyonerler cirit atıyor, din elden gidiyor" benzeri bir ses yükseltiyor. Ecevit'lerin aşırı din duyarlılığı sebebiyle böyle bir tavır ortaya koydukları herhalde düşünülemez. İslam'a son derece mesafeli duran, hatta İslam bağlılığından irtica üreten "Ulusalcı" kesimlerde de misyonerlik karşıtı söylemlerde hızlı bir yükseliş mevcut.

Bütün bu yaklaşımlar, misyonerliğe, dinî boyutundan öte bir mahiyet yüklemenin sonucudur. Onun için diyorum, misyonerlik İslam'ın sorunu mu?

Misyonerlik İslam'ın sorunu değilse, önemsiz bir sorun mudur, sorusu tabii ki sorulabilir.

"İslam'ın sorunu değil" derken, sadece "dinî bir sorun" olmadığını ifade etmek istiyorum. Ama din de sadece dinden ibaret değildir. Dinin de bir ülke duyarlılığı, bir güvenlik hassasiyeti vardır. Onun için İslam, herhangi bir dinî boyutu olmasa bile, misyonerlik olayı ile ilgilenme gereği duyabilir.

Son zamanlarda misyonerlik etrafındaki hassasiyet, daha çok güvenlik boyutu ile oluşmuş bulunuyor. Buna bir kesim "paranoya - sebepsiz korku" olarak bakabilir, ama toplumun bazı kesimlerinde böyle bir endişenin varlığı açık. Buna, devletin bazı kesimlerini de katmak gerekiyor. Bu, bir ölçüde İslami hassasiyetin de ilgilendiği bir konu olmuştur. Böylece devletten topluma uzanan önemli bir duyarlılık alanı haline gelmiştir.

Sanırım endişe şöyle ifade edilebilir:

-İslam coğrafyasına yönelik yeni bir kolonizasyon projesi işliyor. ABD'nin, Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde etnik ve mezhep ayrımcılığı ekseninde yeni yapılanmalar öngördüğü ifade ediliyor. Bu projeden Türkiye de etkilenebilir. Amerika - Avrupa, Türkiye'de Hıristiyan azınlık üzerinde olağanüstü hassasiyet gösteriyor. Hıristiyan kültür eserlerinin ihyası dikkat çekiyor. Ya bunlar, uzun vadeli bir rövanş hesabının parçası ise...

Bunlara, "Türkiye'deki gayrı müslim azınlık ne kadar ki... Bu paranoya niye? Üç beş Hıristiyan Türkiye'yi teslim mi alacak?" gibi karşılıklar tabii ki verilebilir. Ama bu tür karşılıkların endişeyi ortadan kaldırmadığı da bir gerçek.

Tabii burada çok önemli bir soru şu:

Laik Türkiye Cumhuriyeti, toplumun bir kesiminin Hıristiyanlaşmasından neden tedirgin oluyor ki?

Toplumun Müslümanlığı, Türkiye için nasıl bir güvenlik anlamı taşıyor ki?

Toplumun büyük kısmı Hıristiyanlığa geçse, bu laik devlet için hangi yönüyle bir sakınca teşkil edecek ki?

Türklükle Müslümanlık arasında nasıl bir bağ var ve bu, bu ülkenin Türkiye olmasında nasıl bir değere sahip? Ya da Müslümanlığını kaybetmiş bir Türkiye'nin Türkiye olma niteliği de mi değişir?

Bilmiyorum tabii, misyonerlik konusunda hassasiyet sergileyen tüm çevreler, işin bu sorularla ifade edilen boyutu üzerinde düşünüyorlar mı?

Ama bu soruların her halükarda ilginç özellikler taşıdığı muhakkak.

Bana göre Türkiye'nin derin bilincinde, Müslümanlıkla bu ülkenin güvenlik sorunu arasında derin alakalar bulunduğu notu vardır.

Onun için ben, misyonerlik konusu Millî Güvenlik Kurulu'nun gündemine geldiğinde, "Eğer bu ülkede misyonerlik faaliyetlerinden tedirginlik duyuluyorsa, o zaman insanlarımızın İslami hüviyetlerinin zayıflamasından da tedirginlik duyuluyor demektir. Misyonerlik konusu bir güvenlik sorunu oluşturuyorsa, İslam'ın azaltılması da bir güvenlik sorunu oluşturuyor demektir. Peki MGK, toplumun İslami hüviyetinin tahkim edilmesi için bir proje geliştirmekte midir?" şeklinde bir değerlendirme yaptım.

Tabii ki böyle bir şey yok. Kimi zaman devlet eliyle, misyonerliğe uygun zemin hazırlama sonucunu doğuracak şekilde, İslam kimliğinin azaltılması yönünde politikalar bile geliştiriliyor.

Son olarak "Cinayetler kimin eseri?" sorusunu sorabiliriz.

İslam misyonerlikle böyle mücadele etmez. İslam'ın sözü misyonerliğin tüm sözlerini etkisiz kılacak yetkinliğe sahiptir. Yeter ki bir insan topluluğuna misyoner ulaşmadan İslam'ın ulaşması sağlansın.

Cinayetler, ister büyük kurguların uzantısı olsun ister deli - fişek heyecanların ürünü olsun, ülke güvenliği için çıkar yol değildir. Bir fesat çığırı varsa onun karşısına sağlam yürekler koymak gerekiyor. Bence Türkiye'de tam da bu noktada kafa karışıklığı bulunuyor.

Ahmet Taşgetiren
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Misyonerlik İslam`ın Sorunu Mu?
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Bilinçli İslam düşmanlarının Bilinçsiz Halkımıza Öğrettikler

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
özgür düşünce platformu :: Güncel :: Makaleler-
Buraya geçin: