özgür düşünce platformu

özgür düşüncelerin konuştuğu & tabuların yıkıldığı platforum
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 islam ve cahiliye

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Misafir
Misafir
avatar


MesajKonu: islam ve cahiliye   Perş. Haz. 12, 2008 6:09 am

İslam ve Cahiliyye
Muhammed'in (s.a.v) yüklendiği İslâm daveti, peygamberler zümresinin önderliğindeki uzun davet zincirinin son halkasıdır. İnsanlık tarihi boyunca bu davet, tek bir şeyi amaç edinmiştir. İnsanlara tek olan ilahlarını, gerçek rablerini tanıtmak, yalnızca Rablerine ibadet ettirmek, mahlukatın Rablık iddia¬sını reddetmek... Kısa dönemlerde az sayıdaki insa¬nı bir kenara koyarsak, genel olarak insanlar uluhiyeti inkar etmiyorlar, Allah'ın (c.c.) varlığını kesin olarak reddetmiyorlardı. Ancak onlar, ya gerçek Rablerini bilmede hata ediyorlar, ya da O'na başka bir tanrıyı ortak koşuyorlardı. Bu, ya itaat ve ibadet, ya da egemenliğini kabul ve tabi olmak şeklindeydi. Bunların her ikisi de şirktir. Bu, bir süre sonra in¬sanları rasûllerden öğrendikleri Allah'ın dininden çıkarır. Dinle kurtuldukları cahiliyyeye yeniden dö¬nerler. Bir kez daha Allah'a şirk koşmaya başlarlar.

Ya itaat ve ibadet ederek, ya da tabi olarak, egemen¬liği başkasına vererek veya her ikisiyle birlikte...

İnsanlık tarihi boyunca Allah'a davetin temel özelliği budur. O, İslama teslim olmayı; kulların Rabbine teslim olmasını, onları kula kulluktan kurtarıp Allah'a kul olmasını, hayatın her kesitinde insanları kulların egemenliğinden, onların koyduğu şeriatlerden, değerlerden, geleneklerden kurtarıp, sadece O'nun egemenliğine, O'nun şeriatine boyun eğmesini amaç edinir. İslâm, Muhammed'e (s.a.v.) bu amaç için geldi. Tıpkı kendinden önce gelen rasûllerde ol¬duğu gibi.

İslâm, insanların bütün bir evrende, Al¬lah'ın egemenliğine dönmesi için gelmiştir. Yaşam¬larını düzenleyen egemen gücün mutlak hakim olan Allah olması gerekir. Bütün evreni yönetenin yön¬tem, güç ve tedbirin (idare etme) den başka bir yön¬tem, güç ve tedbir yoktur. Öyle ki, iradeleri dışında sürüp giden hayatı yöneten de O'dur. İnsanlar, bü¬yümeleri, gelişmeleri sağlıklı ve hasta olmaları, ya¬şam ve ölümleriyle ilgili Allah'ın (c.c.) koyduğu ka¬nunlara uymaya mahkumdurlar. Aynı şekilde, top¬lumsal yaşamlarında, kendi iradeleriyle yaptıkları hareketlerin sonuçlarına katlanmak durumundadır¬lar. Bu evrene hakim olan, onu düzenleyen, tabiat kanunlarındaki sünnetullahı değiştirmeye güçleri yetmez. Güçleri de yoktur.

Kendi iradeleriyle hare¬ket ettikleri bu hayatta İslâm'a dönmelidirler. Haya¬tın her kesitinde Allah'ın şeriatını hakim kılmalıdır¬lar. Bu hayatlarının iradî ve fıtrî yönleri arasında ve bu iki yönle bütün varlık alemi arasında bir uyum sağlayarak olmalıdır.

İnsanın insana egemenliğine, varoluş gerçeğin¬den ayrılmasına, insan hayatının iradî ve fıtrî yönle¬rinin çatışmasına dayanan cahiliye; İslâm'a yani sa¬dece Allah'a davette bulunan Allah Rasûlünün ve bütün rasûllerin karşı karşıya geldikleri cahiliyedir. Bu cahiliye pratik boyutu olmayan salt bir teori de¬ğildi. Belki de hiç bir zaman, hiç bir yerde cahiliyenin bir teorisi yoktu. Ancak cahiliye, hareketli bir toplumda ve bu toplumun yönetimine, anlayışlarına değerlerine, geleneklerine, adetlerine, duygularına boyun eğen bir toplumda yaşanmaktaydı. Bu top¬lum, varlığını, bütünlüğünü tehdit eden her unsura karşı kendini savunmak ve korumak için, bilinçli ya da bilinçsiz olarak toplumu oluşturan bireyler ara¬sında dayanışmanın, gelişmenin, yardımlaşmanın etkileşimin, iç ilişki düzeninin bulunduğu organik bir toplumdur.

Cahiliyyenin salt bir teori olmayıp, açıklanan bi¬çimiyle, hareketli bir toplumda yaşanan bir vakıa ol¬ması nedeniyle bu cahiliyyeyi yok etmek için, insan¬ların bir kez daha Allah'a dönmesi de salt bir teoriy¬le sağlanamaz. Böylesi bir girişim, fiilî olarak var olan; hareketli, organik bir toplumda yaşanan cahi¬liyyeyi ortadan kaldırmak için yeterli değildir. Yapı¬sı, yöntemi, bütünlüğü ve ayrıntıları itibariyle tü¬müyle farklı bir yapının kurulabilmesi için bu yapı¬nın, fiilen varolan ve kaldırılması istenen yapıdan daha üstün olması gerekir. Bu yeni girişim, teorik ve yapısal temelleri, bağları ve ilişkileri mevcut ca¬hili toplumdan daha sağlam, güçlü dinamik ve orga¬nik bir toplumda yaşanmalıdır.

İnsanlık tarihi boyunca, İslâm'ın üzerine kurul¬duğu teorik temel "Allah'tan başka tanrının bulun¬madığına şehadet etmek"ti. Yani Alah'ı (c.c.) uluhiyette, Rububiyette, varlıkta, egemenlikte birlemek. Onu, vicdanlarda kabul edilen itikatta, yapılan iba¬dette, günlük hayatta uygulanan şeriatte birlemek... Allah'tan başka tanrının bulunmadığına şehadet et¬tiğini söyleyenin müslüman ya da gayri müslim ola¬rak itibara alınabilmesi için bunun gerçek, ciddi bir ifadeyi içermesi gerekir. Yoksa bu, şehadet olarak kabul edilmez.

Teorik açıdan bu temelin oturmasının anlamı, insan hayatının bütünüyle Allah'a yönelmesidir. İş¬lerinin hiç birinde kendilerince hüküm veremezler. İtaat etmek için Allah'ın hükmüne dönmeleri gere¬kir. Ve Allah'ın bu hükmünü, onlara bildiren tek kaynaktan, Allah Rasûlünden (s.a.v) öğrenmeleri zo¬runludur. Bu da İslâm'ın rüknü olan şehadetin ikin¬ci yarısında ifade edilmektedir: Muhammed'in Al¬lah'ın Rasûlü olduğuna şehadet etmek.

Bu, İslâm'ın temsil edildiği, üzerine kurulduğu teorik temeldir. Bu temel, müslümanın İslâm ülke¬sinde ve dışında, müslüman toplumla olan ilişkile¬rinde, müslüman toplumun diğer toplumlarla olan ilişkilerinde, bireysel ve toplumsal hayatın her ala¬nında karşılaştığı sorunların çözümünde kullanıla¬cak eksiksiz bir yöntem koyar

Dediğimiz gibi İslâm, salt inananların itikat et¬tikleri, ibadette bulundukları, sonra bu şeklide fiilî varlığa sahip olan hareketli cahili toplumun organik yapısı içinde dağınık bireyler olarak kalmayı öngör¬mez. Çünkü onların bu şekildeki varlığı, sayıları ne kadar çok olursa olsun, İslâm'ın fiilî bir varlık ka¬zanmasını sağlayamaz. Zira, cahili toplumun orga¬nik yapısı içinde "teorik olarak müslüman" bireyler, içinde bulundukları bu organik toplumun isteklerine cevap vermek zorunda kalacaklardır.

İsteyerek ya da istemeyerek, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde, o toplumun varlığının devam etmesi için zorunlu olan temel ihtiyaçları gidermek, varlığını korumak, varlı¬ğını ve yapısını tehdit eden unsurları yok etmek için harekete geçeceklerdir. Çünkü organik yapı, istese¬ler de istemeseler de bütün bu organlarıyla, bütün bu görevleriyle ayakta durmaktadır. Yani "teorik olarak müslüman" olan bireyler teorik olarak yok etmeye çalıştıkları cahili toplumu fiilen güçlendirmiş, onun yapısında canlı hücreler olarak varlığını ve sü¬rekliliğini sağlamış olacaklardır. Onun yaşaması güçlenmesi için yeteneklerini, deneyimlerini hizme¬tine sunacaklar, çalışacaklardır. Bu cahili toplum yapısını yıkıp yerine İslâm'ı getirmeleri gerekirken yaptıkları budur!
Seyyid KUTUB
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
islam ve cahiliye
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Hz.Hamza'nın Ciğerini Yiyen Kadın Nasıl Sahabi Oldu
» Hattatlar ve ressamlar

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
özgür düşünce platformu :: İslam Üzerine :: Müslüman Kimliği ve İslam Alemine Bakış-
Buraya geçin: